Nafile Namazlar Hakkında(ÖNEMLİ)

28/10/2009

Öğle ve Yatsı Namazlarının Sünnetlerini Kılmaya Teşvik Eden Hadisi Şerifler

Ümmü Habibe Validemizden rivayet edildiğine göre,
Peygamberimiz (s.a.s.) buyurmuştur ki;
‘’ Bir kimse öğle namazının farzından önce dört ve farzından sonra dört rekat namaz kılmaya devam ederse, ALLAH(c.c.) o kimsenin vücudunu cehennem ateşine haram eder.’’

İbni Ömer (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre
Peygamberimiz (s.a.s.) buyurmuştur ki;
‘’ Öğleden evvel kılınan dört rekat namaz yatsıdan sonra kılınanın misli gibidir. Yatsıdan sonra kılınan dört rekat ise Kadir Gecesinde kılınanın misli gibidir.’’


Teheccüd Namazı


Ebu Hureyre (r.a.)’den rivayet edilen bir hadisi şerifte
Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur;
‘’ Uyuduğunuz zaman şeytan sizden herhangi birinizin ensesine üç düğüm atar ve her düğümün üzerine ‘’senin üzerine gece uzun uyu’’ diye darb eder (damgalar). Eğer kişi uyanır da ALLAH(c.c.)’ı zikrederse (mesela besmele çekerse) bir düğüm çözülür. Eğer abdest alırsa bir düğüm daha çözülür. Eğer namaz kılarsa bütün düğümler çözülür, neşeli ve hoş görülü olarak sabahlar. Eğer böyle yapmazsa canı sıkıntılı, tembel olarak sabahlar. İki rekatta olsa şeytanın düğümünü çözün.

Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur;
‘’ Ey insanlar selamı yayın, yemek yedirin, sılayı rahim yapın. İnsanlar uyurken namaz (teheccüd) kılın ki selametle Cennete giresiniz.’’


İşrak Namazı

Enes İbn-i Malikden (r.a.) rivayet edilen bir hadisi şerifte
Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurdu;
‘’ Her kim sabah namazını cemaatle kılarsa, sonra oturup güneş doğuncaya kadar beklerse ALLAH-u Teala’yı zikrettikten sonra iki rekat namaz kılarsa onun için bir Hac bir Ümre sevabı verilir. Tam, tam, tam bir Hac ve bir Ümre sevabı vardır.’’



Kuşluk Namazı



Ebu-d Derda (r.a.)’dan rivayet edilen bir hadisi şerifte
Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurdu;
‘’ Her kim iki rekat Duha (Kuşluk) namazı kılarsa gafillerden yazılmaz. Her kim dört rekat kılarsa abidlerden yazılır. Kim ki altı rekat kılarsa o günkü ihtiyacı karşılanır. Kim ki sekiz rekat kılarsa itaatkarlardan yazılır. Her kim oniki rekat kılarsa ALLAH(c.c.) onun için Cennette bir ev bina eder. ALLAHü Teala’nın kulları üzerinde sadakasının ve iyiliğinin olmadığı hiçbir gün ve gece yoktur. ALLAHü Teala ise kullarından hiç birine kendi zikrini ilham etmekten daha faziletli bir şey ikram etmemiştir.’’


Evvabin Namazı


Ebu Hüreyre (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre
Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur;
‘’ Her kim akşam namazından sonra kötü söz konuşmaksızın altı rekat namaz kılarsa o kılmış olduğu namaz oniki senelik (nafile) ibadete bedeldir.’’


Kabir Namazı



Peygamberimiz (s.a.s) Efendimizin hayatında yaptığı bir çok nafile ibadetlerde biriside Kabir Namazıdır. Maalesef zamanımızda insanlık aleminin nafile ibadetlere önem vermediğinden dolayı Kabir Namazı gibi birçok ibadetler zayi olmuştur. Yapıldığı zamanda insanlara bilmediklerinden çok yabancı gelmektedir. Hatta kınanmaktadır.

Ümmü Seleme (r.a.)’den rivayet ediliyor ki,
Resulullah (s.a.s) efendimiz vitri vacib namazını kıldıktan sonra iki rekat namaz kılardı.

Hadisi Şeriflerin Kaynakları

Öğle ve yatsı namazlarına ait hadisi şerifler : Terğib ve Terhib, s.363.
a.g.e. s,365
Teheccüd namazına ait hadisi şerif : Buhari. ‘’teheccüd’’ 12
Müslim ‘’misafirun’’ 207
İbni Mace – Tirmizi
İşrak namazına ait hadisi şerif : Tirmizi ‘’Cuma’’ 60
Kuşluk namazına ait hadisi şerif : Taberani – Tirmizi
Evvabin namazına ait hadisi şerif : Mevakit, 204 İbni Mace ‘’ikamet’’ 185
Kabir namazına ait hadisi şerif : Halebi Kebir – Halebi Sağir s. 247


Alıntıdır.
www.forum.itibarhaber.com

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

وَذَكِّرْ

28/10/2009

 

وَذَكِّرْ فَإِنَّ الذِّكْرَى تَنفَعُ الْمُؤْمِنِينَ

''Hatırlat.! Şüphesiz hatırlatma müminlere fayda verir.'' (ZARİYAT-55)



Evet Bacım artık kendine gelmelisin..!
Uyanmalısın, toparlanmalısın, Müslümanlığ'ınla ve örtünle övünmelisin.

Çekinerek, korkarak, utanarak değil.
Başını dimdik tutarak, örtünle övünerek, gururlanarak yürümelisin.

Çünkü Sen Zelil değil, AZİZSİN..!
Değersiz değil DEĞERLİSİN..!
Şerefsiz değil ŞEREFLİSİN..!
Onursuz değil ONURLUSUN..!


Sen ALLAH(c.c.)'a güvenen O'na dayanan, O'na ibadet eden değerli bir kimsesin.

Sen CENNETİ kuru sözlerle, cansız ibadetlerle veya bilgisiz ve şuursuzca yapılan işlerle kazanacağını mı zannediyorsun..?


HAYIR...HAYIR... HAYIR..!

CENNET ALLAH(c.c.)'ın malıdır ve ALLAH(c.c.)'ın malı zannettiğin kadar ucuz değildir.

Aksine paha biçilemez bir değerdir. Ve CENNET yanlız ALLAH(c.c.)'a ve Peygamberi Muhammed Mustafa(s.a.v.)'e itaat eden kimseler için hazırlanan bir yerdir.



Fakat sakın örtünmüş gibi yapma dinle alay etme. Başını deve hörgücü gibi yapma bunu yaparsan unutma CENNETİN kokusunu bile alamazsın.

Ebu Hureyre(R.a.)'dan Resulullah(s.a.v.) şöyle buyurdu:

''Cehennem ehlinden iki sınıf var ki ben onları görmedim: Sığır kuyruğu gibi kamçıları olan,bunlarla insanlara vuran bir topluluk ve elbise giyinmiş fakat ÇIPLAK olan, (erkekleri kendilerine meylettiren) salınarak yürüyen, başları DEVE HÖRGÜCÜ gibi (yapılmış) kadınlar... Bunlar Cennete giremezler ve Cennetin kokusunu da duyamazlar. Ebu Hureyre(R.a.)


Sen yanlız ALLAH(c.c.)'ın emrettiği gibi örtün..! Unutmaki kadın İSLAM'da şeref ve değer buldu ve buna yer gök ve arasındakiler de şahiddir ki cahiliyyede kız çocukları diri diri toprağa gömülüyordu da bu İslam'la yasaklandı ve kadının da bir insan olduğu ve hakları olduğu bildirildi. Buna karşılık izzeti zilletle değişenlere (örtüsüne sahip olamayanlara) sorarım, sizin RABBİ'nize şükrünüz teşekkürünüz kulluğunuz bu mudur..?

Resulullah(s.a.v) şöyle buyurur:

''Bir kadın koku sürünerek dışarı çıkar ve koku ulaşsın diye bir topluluğun yanına uğrarsa,zinaya bir adım atmış olur.'' (Tirmizi,Edep,35; Nesai,Zine,35)

''ALLAH(c.c.) bizleri İSLAM'la şereflendirdi, şayet izzeti başka yerde ararsak ALLAH(c.c.) bizi alemlere rezil kılar.'' Hz.UMEYR (R.a.)
Evet kardeşlerim, durum öyle bir boyuta ulaştı ki, yerin altı yerin üstünden hayırlı oldu. Vahşi hayvanlarla yaşamak, bu insanlarla yaşamaktan güzel oldu.

Azgınların, şeytanlaşmış nefislerin, haddini aşmışların zulmünden dolayı denizde ve karada her yeri fesat kapladı. Bereketler gitti, ürünler azaldı. Pis amellerden, fahişelik ve ahlaksızlığın çoğalmasından gündüzün ışığı ve gecenin karanlığı ağladı. Bu bir azabın yaklaşma alametidir. Karanlığı uzun sürecek bir gecenin alameti..!

Şurası unutulmamalıdır ki, benim bacım, paha biçilmez değerdeki varlığını, şeytani gözlerin iğrenç bakışlarından korumak için giyindiği simsiyah çarşafıyla, imanla atan kalbiyle, irfanla çalışan aklıyla ve tavizsiz vakur karakteriyle eşsiz bir âbidedir..!



Benim Bacımın.;

Arkasına sığındığı örtü onun esaret zinciri değil, hürriyet belgesidir.

Evinde oturup sokaklara çıkmaması, açılıp saçılmaması onun kokuşmuşluğuna değil, korunmuşluğuna, asaletine ve temizliğne delalettir.

Kocasının getirdiği parayı yemesi, onun kapıdan karşılayıp güleryüzle içeri alması ekonomik bir zillet değil bilakis, ideal iş bölümünün gereklerini yerine getirmesidir.

O, alacağı bir kaç kuruş için, yolda, otobüste perişan olan; işyerinde ezilen, coğu zaman da küflleşen çağdaş kadından çok daha farklıdır.

Onun oturuşu miskince bir bekleyiş değil büyük bir istikbale hazırlanıştır.

Geleceğin mücahid erlerine ana olma istikbaline.

O, RABB'inin kendisine verdiği haklardan memnun ve fazlasıyla razıdır.

Kafirlerin daha büyük değerlerini elinden çekip almak için yem olarak önüne sürdükleri sahte hürriyetlere, haklara ihtiyacı yoktur.

Çünkü o, hiç bir sistemin yapamıyacağı kadar hür, hiç bir mükafatın edemiyeceği kadar mutludur.

O benim bacımdır.

Onun namusunu korumak ve İSLAM'ın koyduğu ölçüler dahilinde muhafaza etmek benim görevimdir.

O, benim bacımdır.
Onun namusunun dokunulmazlığı vardır. Namusunun ve namusuna gelinceye kadar en ufağından en büyüğüne bütün değerlerinin...

Onun dokunulmazlığının garantisi kalbimizdeki sönmez inancımızdır.

السلام عليكم ورحمة الله وبركاته

Alıntıdır
İtibarhaber.com

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Gerçek Bir Aşk Hikayesi...

28/10/2009





(Asrısaadette yaşanmış gerçek bir kesit )

Hifa ve Süheyb

Yıl asrısaadet yılı, aşkların en güzelinin yaşandığı mekân ve zaman.

Ölümsüz sevdaya doğru yol alan, ilahi aşkın sırrına mahzar olan ve kalplerinde sadece onun sevgisini taşıyanların yılı.
İşte o yıllarda vuku bulan bir aşk kıssası… Hifa ve Süheyb

Hz peygambere teslimiyetin güzel bir vesikası… Hifa ve Süheyb
Madde den geçip mana ikliminde aşkı yaşayanların hikâyesi… Hifa ve Süheyb


Hifa genç, güzel, şan-şöhret sahibi ve oldukça zengin bir kadın;
Güzelliği dilden dile dolaşan, şan şöhreti saraylara kadar ulaşan,
Birçok kimsenin kendisi ile evlenmesi durumunda her şeyini feda edebileceği birisi… hifa

Öyleki hifayı duymayan, güzelliğini bilmeyen kimseler kalmamış sevda çöllerinde.
O kadar güzel ki hifa… ;krallar saray anahtarlarını getirip önüne bırakıyor.
Zamanın zenginleri kervan yükü kadar mücevher ve altın vaat ediyor.
Sahabe eşleri ise Hifa ile akraba olabilmek için Hifa yı kocalarına istiyorlar.

Aman ya rabbi… Bu ne aşk, bu ne seda ve bu ne güzellik ki insanlar onunla eş olabilmek için kıyasıya yarışıyor; tüm zenginliklerini, mal varlıklarını, mevki ve makamlarını onun önüne seriyor ama o bunların hiç birine bakmıyor ve yanaşmıyor.

Bu nasıl bir edadır ki ya rab; insanın başını döndüren, kanını kaynatan, sarhoş eden bu tekliflere karşı “rıza en lillah” çizgisini koruyan bir ruh var bedende. Beden de ruh tende hifa var…

Ama ilahi bir saygı var hifa da; o bu ilgi ve alakadan rahatsızdır çünkü. O olup bitenden dolayı gerçekten çok üzgündür.

Düştüğü bu müşkül vaziyetten kurtulmak için hz. peygambere giderek durumu ona arz eder.
Ve kendisi için hayırlı bir meşguliyet ister.

—Hifa Allah resul’ünün kendisine meşguliyet olarak çeşitli
Dersler ve ibadetler vereceğini bekler.

—Oysa Hz peygamber hifa ya meşguliyet olarak evlenmeyi tavsiye etmiştir.
Bu durum karşısında Hifa Allah‘ın resulüne şöyle der.

—Ey Allah’ın resulü madem meşguliyet olarak evlenmeyi öneriyorsunuz;
Öyle ise kiminle evleneceğim hususunda da karar vermeme yardımcı olunuz. Buna karşılık hz peygamber pratik bir çözüm bularak;

—şöyle dedi; yarın sabah namazına mescide ilk giren kim olursa onunla evleneceksiniz. Sonucu da size bildireceğim der ve hifa oradan ayrılır.



—sonra hz peygamber mescide giderek bunu herkese ilan eder.
Bu duyuru dilden dile, kulaktan kulağa dolaşır ve ahalide büyük bir heyecan başlar.

Öyle ya birçok kimsenin güzelliği, şanı, şöhreti ve zenginliği için evlenmeyi arzuladığı, kervanlar dolusu altın ve mücevher vaat ettiği, evli olan kadınların bile sadece akraba olabilmek için kocalarına istedikleri hifa artık evlenmeye karar vermiştir.

O gece heyecan ile birlikte bir koşuşturma başlar sokaklarda.
kaldırılıp mescide gidebilsinler. Hatta o gece bir kısım insanlar ise sabaha kadar uyumamayı bile göze almışlardır.

—sabah namazı için hazırlıklar yapıla dursun. Fakat sahabeden öyle birisi de vardır ki ne olup bitenden haberdar, nede olup bitenle ilgilenecek durumdadır. O kendi halinde, kendi derdinde, kendi meşguliyetinde, kendi aczinde; fakir, yetim, öksüz ve gariptir.

İşte o kimse de hiçbir şeyle ilgilenecek durumda olamayan Süheyl dir.
Süheyl mescidin etrafında yaşayan ashabı suffadandır.

Yani o ne harcayacak bir dirhemi, ne başını koyacak bir evi, nede üzerindekilerden başka giyecek bir elbisesi olmayan fukara ve sersefil bir sahabedir. Tabi üzerindeki elbiselere de elbise dersek…

Diğer taraftan hazırlıklar tamamlanmış bütün tedbirler alınmış ve herkes sabah namazı için kendisini ayarlamıştır.

Sabah namazı için peygamber mescide gelerek beklemeye başlar. Az sonra bir gölge belirir mescidin kapısında ve içeriye giren Süheyl’dir.
—hz peygamber Süheyl’e; seni bu vakitte buraya getiren nedir diye sorar.

Çünkü mescide ilk girendir Süheyl.
Tabi Süheyl’in olanlardan haberi olmadığı için; sabah namazına geldim ya resul Allah der.

—hz peygamber: hifa olayından haberin yokmu senin diye sorar.
—Süheyb: Haberim yoktur ya resul Allah; hem haberim olsa dahi benim hifa ile ne işim olabilir ki der.

Bunun üzerine hz peygamber hifa meselesini Süheyb’e anlatır.
Dinlediği olay karşısında şaşkın ve hayretler içindedir Süheyb.


“Allah o gece Medineli erkeklerin gözlerine derin bir uyku koymuş ve kimseler sabah namazına mescide gelememişlerdir”
Sonra sabah namazı vaktinin çıkmasına yakın bir zaman kala cemaat mescide gelmeye başladı.
Ve gelen herkes merakla talihlinin kim olduğunu sordu.

—hz peygamber:

Mescide ilk gelenin Süheyl olduğunu ilan etti.
Hemen akabinde ise hifaya haber gönderildi ve Süheyl ile evleneceği belirtildi.

Hifa da teslimiyete yaraşır bir şekilde tereddütsüz bunu kabul etti.
Ne var ki hifanın duyulmuş olan şanı, şöhreti, güzelliği ve zenginliği kadar;

Süheyl’inde kimsesizliği, çelimsizliği, fakirliği ve yetim oluşu biliniyordu çevrede. Zaten herkesi hayretler içinde düşündüren kısmı da buydu ya.

Hifa gibi bir kadına Süheyb gibi bir eş…
Sonra Hz peygamber hifa ile Süheyl’in nikâhlarını kıyar ve Süheyb’e bakarak; Eşine bir hediye almasını söyler.

— Süheyb mahcup bir eda ile başını önüne eğer ve oldukça kısık bir sesle; Ey Allah’ın resulü değil hediye almak, üzerimde bana ait bir dirhemim bile yoktur der.
Bunun üzerine hifa oradan kalkar ve eve gider. İçinde 100 dirhem bulunan bir kese göndererek; bunlar Süheyl’indir istediği gibi kullansın der.

—Dirhemleri alan Süheyb çarşıda gezerek iki dirheme bir hediye alır ve akşam karanlığında hz peygamberin nikâhlarını kıydığı eşi hifanın evine gider.
Bu gece Süheyl’in zifaf gecesidir. Çarşıdan almış olduğu hediyeyi hifaya takdim eder
Ve şöyle der:
 -Ey hifa bundan sonra sana benimle evlendiğin için sabretmek düşer.

Bana da senin gibi birisi ile evlendiğim için elbette ki şükretmek düşer.
Sana sabretmek düşer çünkü benim gibi çelimsiz, fakir, perişan hiçbir şeyi olmayan biriyle evlendin.
Bana da gerçekten şükretmek düşer çünkü senin gibi güzel, zengin ve varlıklı birisi ile evlendim. Ve şöyle devem eder Süheyb:

Allah’ın bize bahşettiği bu evlilik için gel bu geceyi ona ayıralım ve ibadetle geçirelim.
Ben şükrümü sen sabrını eda et. Umulur ki ben şükredenlerden sende sabredenlerden yazılırsın.
Ve her ikisi o geceyi sabah namazı vaktine kadar ibadetle geçirirler.
Rablerine dua ve niyazda bulunurlar, kendilerince sabır ve şükürlerini eda ederler.


Sabah namazı vakti girince Süheyb mescidin yolunu tutar.
Mescide vardığında hz peygamberin kendisini karşıladığını görür.
Sonra içeri girer girmez Allah resulü Süheyb’e sorar;

-
Ya Süheyb siz bu geceyi nasıl ihya ettiniz, ne amel işlediniz de yüce Mevla’yı bu kadar kendinize razı ettiniz. o da müjdeleyen bir eda ile Cebrail’i gönderdi. Müjdeler olsun ya Süheyl müjdeler olsun.

Bu sözleri duyan Süheyb kendinden geçmiştir artık. Boynu bükülüvermiş sesi kısılmıştır artık ve mahcup bir eda ya bürünerek;
Ve… İnen ayette yüce Mevla şöyle buyurmuştur:
—ne mutlu o kimselere ki; rabbine ibadet etmeyi kendi zevklerine tercih ettiler. Bizde o kulları affettik.

Sonra Süheyb ellerini açarak;”ya rabbi sen ki beni affettin, bağışladın tekrar günah işleyerek yaşamak istemiyorum, senden niyazım sana kavuşmak” diye dua etti. Ve duasından sonra ruhunu teslim etti.

—Allah resulü buyurdular ki : Hifada şu anda ruhunu teslim etmiştir.
Ve her ikisi yan yana açılan kabirlere defnedildiler
Ölümsüz aşka, ölümsüz sevdaya doğru ...

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Necip Fazıl Kısakürek Anısına...

27/10/2009

Gönlüm uçmak dilerken semavi ülkelere;
Ayağım takılıyor yerdeki gölgelere...

Necip Fazıl Kısakürek

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Var'sın ''Yok'' Desinler...

Öyle bir devim ki, hakikatte pireyim. Bir delik gösterin de utancımdan gireyim. N.Fazıl Kısakürek

Son Yazılarım

Arkadaşlarım

Kategorilerim

Bağlantılarım

Designed by In Obscuro